GÜLŞENİLERİN EDİRNE'DE AÇAN GÜLÜ : SEZAYİ-İ GÜLŞENİ

2011-01-02 21:51:00

Bir büyük insan düşünün.. Bir güzel insan.. Binlerce,onbinlerce insanın kalbinde taht kurmuş bir yüce şahsiyet.. Bir tasavvufîkimlik.. Bir Allah dostu ve bir peygamber aşığı.. Biz biliyoruz ki, onunanılmadığı an, hatırlanmadığı en küçük bir zaman yok.. Kuşkusuz bütün zamanlarO'nu dillerde ve gönüllerde yaşatmak içindir. O, bir şeyh, o bir mürşid.. Yanikaranlıkta kalanları aydınlatıcı.. Yani yol gösterici; yolunu kaybedenlere..Bir gönül dostu yalnızlara.. Bir şehrin, bir beldenin, Edirne'nin, Rumelinin,Balkanların manevi fatihi o.. İnanıyorum ki bu meclis de bir gönül meclisidir.Bir aşk ve sevgi meclisi.. O'nun yolunda bulunmaktan dolayı gönülleri sevinçledolan, yaşamanın tadına ancak O'na inanmakla varan, izinde yürümekten, her anO'nunla beraber olmaktan mutluluk duyan insanlarız biz.. O gülşenîlerin yüzyapraklı gülüydü.. Sözünü ettiğim şahsiyet bu akşam burada toplanmamazın sebebiolan Şeyh Hasan Sezâyî-i Gülşenî elbette.. Mevlâm bu güzel toplantıdan onunaziz ruhunu haberdar kılsın inşallah.. O, Edirne'nin ve Edirnelilerin tam dörtasırdır misafiridir aslında.. Gönül dostlarının, gerçek aşkı arayanlarınbiricik rehberi..

Osmanlı'nın bu şehre miras bıraktığı öylesinekıymetli hazineler var ki bunlar saymakla bitmez. Hasan Sezâyî onlardan sadecebirisi. Belki o en şanslı olanlarından birisi. Tabii insanımız arasında hâlâ yaşamaktaolan kerâmetlerinin bunda büyük payı olsa gerek.. Çok sayıdaki kerametleribahsine burada girmek konuyu çok uzatır. Ancak bunlardan pek duyulmayanbirisini burada sizlere nakletmek isterim. Vefatından yaklaşık 100 sene sonramübarek kabrini su basar. Bu, muhtemelen Tunca nehrinin taşmasıyla oluşan birsel baskınıdır. Dergâhın bulunduğu yerdeki camiin -ki şimdi bu camiin sadeceminaresi ayakta olup kendisi ortada yoktur- hatibi, rüyasında birkaç defauyarılır. Bunun üzerine hürmetle, resmî makamların da müsadeleriyle, tasavvufehli zatların da huzurunda bu büyük insanın kabri besmeleyle açılır. Ve tabiiHasan Sezâyî'nin cesedi de görünür.Vefatının üzerinden 100 küsur yıl geçtiğihalde bu güzel, bu mübarek insanın cesedinin aynen korunduğu görülür. Kabirdenalınıp yan tarafta bir odaya konur. Oraya konulduğu anda etrafı çok güzel birkoku kaplar. Kabir tamir edilip su basması önlendikten sonra tekrar aynı kabredefnolunur. Bu hali gören ve duyanların kendisine olan sevgi, mahabbet vebağlılıkları bir kat daha artar.

 

Verip aşkını vücûdumun bir damlasını deryâya döndürdün
Bu Mecnûn kulunu sana kavuşturup Leylâya döndürdün

Beni ayrılık çöllerinden alıp kavuşma meclisine koydun
Bana sunduğun kadehleri kırmızı şaraba döndürdün

Bu harâb olmuş gönlümü tecellîn ile yeniden şenlendirdin
Cehennem iken yerim lutfeyledin cennete döndürdün

Seni sevmenin tesellisi benim gönlümde saklıdır
Bana bu dünya mülkünü sen zindana döndürdün

Senin mum gibi parlayan güzel yüzüne pervâneyim ben
Aşk meclislerine attın beni deli divaneye döndürdün

Sezâyî'nin eline aşk kadehini verdin ey Mevlâ
Alıp da içen aşıklarını birer çılgına döndürdün

Senin gül yüzüne karşı ağlayıp inleyen gönlümü sultânım
Durmadan ağlayıp inleyen bülbül-i şeydâya döndürdün


Hasan Sezâyî'nin şiirlerinde anlaşılması güç, içindençıkılmaz ifadelere pek rastlanmaz. Yani söylemek istediğini açık açık söylero.. Çünkü o bir şeyhtir. Bir şeyh için önemli olan, esas olan da önce sanat yapmak değil, tabii ki anlaşılmaktır. Osmanlı şiirine ne kadar hâkim olduğunu göstermek için sizlere şu beytini örnek olarak vermek isterim : Şöyle diyor Sezâî :

Zülfün içre vechini cânâ çü pinhân eyledin
Ehl-i îmânı o vech ile perîşân eyledin

Burada özellikle "zülf" ile"perişan" ve "vech" ile "imân" kelimeleriarasındaki ilişkiye dikkat edilmelidir. O tasavvufî terimleri de son dereceisabetli kullanan bir şairdir.

Ben câm-ı aşkı içtim mestânedir desinler
Havf u recâyı geçtim dîvânedir desinler


beyti bunu açıkça gösterir.Bilindiği gibi "havf", Allah korkusu demektir. "Recâ" da,arzu edilen bir şeye karşı kalbin duyduğu ilgidir. Bunlar aslında tasavvufîterimlerdir.Ve Hasan Sezâyî bu kavramları başarılı ve isabetli kullanan birşairdir. Şiiirlerini klâsik osmanlı şiirinin formları içerisinde sunan HasanSezâyî, karşımıza çoğu zaman öğretici bir kimlikle çıkar. Tabii kendisininbizzat şeyh oluşunun ve dolayısıyla tasavvuf bilgisinin bunda büyük payıvardır. Zaten Hasan Sezayi gibi birinci görevi "tebliğ" ve"irşad" olan sanatkârlar için şiir sadece bir "araç", doğruyola ileten bir vasıta olmuştur. Ancak buna rağmen son derece lirik yani aşkadair duygularla dolu söyleyişleri vardır.

Hasan Sezâyî, tasavvuf yolunda bilindiği üzere Şeyh İbrahim Gülşenî'nin kurduğu Gülşenî tarikatına bağlıdır.

Gülşenîyim,nisbetim gülzârdır
Bülbülüm,kârım hemîşe zârdır


biçimindeki söyleyişi bunugösterir.

Gülşenîlik,Dede Ömer Rûşeni'nin kurduğu Ruşenilik'ten, o da Şeyh Ebu Abdullah Siraceddintarafından kurulan Halvetilik'ten doğmuştur. Mensubu bulunduğu gülşeniliğenisbetle Sezâyî-i Gülşenî olarak da bilinmekle beraber, bizzat kendisi de bu tarikatın "Sezaiyye" kolunun kurucusudur.

O, aynı zamanda güçlü bir nesir, yani düzyazı ustasıdır. Mektubât-ı Sezâyî adı altında toplanan mektupları sadece yakınlarına değil, yaşadığı dönemlerdemüridlerine gönderdiği birer edebiyat ürünü olarak da dikkati çeker. İşte oğluna yazdığı mektuplarından birisinden bazı satırlar :

" Ey benim gözümün nûru, gönlümün sevinci evlâdım.
Seni her hâlinle Cenâb-ı Hakk'a emanet etmişim.
Kalp gözün açık olsun.İnsanlara güzel ahlâk ile davranasın. Bütün amellerin en güzeli güzel huylu olmaktır. Dili tatlı olanın dostu çok olur buyurulmuştur. Daima insanların ayıplarını gizle.Kimsenin ayıbını yüzüne vurma. Öfke ve kızgınlığını yenmeye çalış.Yaşlılara karşı hürmetli, saygılı ol. Bir fakir gördüğün zaman, gücün yettiği kadar elinde bulunandan yardımda bulun. Bunlara uyarsan ömrün uzun olur, Hakk Teala seni her yerde azîz eder.

Her zaman affedici ol. Vasiyetlerimi tutarsan dünyada rahat ve muhterem, ahırette de mükerrem olur ve rızamı kazanırsın. Her zaman itikadı düzgün, salih kimselerle birlikte ol.Dünya fanidir, ne sana kalır, ne de başkasına. Bakî kalacak olan, Allah için olan mahabbettir.

Rûhum sana, varlık sana hep hayrandır efendim..
Bir ben değil, bütün âlem sana hayrandır efendim..
Bütün felekler ve levh u kalem, dîdârına âşık olan Ulu Yezdândır efendim..
Biliyoruz ki mahşer günü nebîler bile senden meded ister, biz âsî kullara lutfun yüce fermândır efendim..
Doğ bu karanlık kalplerimize ey nûr-ı dilârâ..
Nûrun ki gönüller derdine dermândır efendim.
Şimdi seni ananlar, anıyor ağlar gibi..
Ey yetimler yetimi, ey garipler garibi,düşkünlerin kanadı, yoksulların sahibiydin sen efendim.. Nerde kaldın, eyrasûl, nerde kaldın ey nebî ?
İşte bütün sûfîlerin dilinde bu niyaz vardır ve elbette Sezâyî'nin dilinde olan da budur. Çünkü o da bir peygamber dostudur.Hz. Peygamber için kaleme aldığı bir şiirinde duygularını:

Vücûdum mülkünün sultânı sensin
Muhakkak canımın cânânı sensin

Sezâyî vârını mahvetti şimdi
Hemân mevcûd olan ihsânı sensin

dizeleriyle dile getirir.

Sevgili dostlar!

Konuşmamı, sizlerin de gönüllerinize tercümanolacağına inandığım bir güzel şiiri bu büyük insanın, Sazayî-i Gülşenî'nin aziz ruhuna hediye ederek bitirmek istiyorum.

Birgönül mevsimi kapına geldim
Sevgilim, sultanım, efendim benim
Seninle üzüldüm, seninle güldüm
Sevgilim, sultanım, efendim benim

Zamanın dilinden gönlüme aktın
Kaç hamı pişirdin, erittin, yaktın
Beni benden aldın, bana bıraktın
Sevgilim, sultanım, efendim benim

Hüsnündeki nûru gördü melekler
Seninle vuslata erdi melekler
Sırrını bizlere verdi melekler
Sevgilim,sultanım, efendim benim

Güneş ellerinde olsun her sabah
Arayan gölgeni bulsun her sabah
İnsanlık kapını çalsın her sabah
Sevgilim,sultanım, efendim benim

 

726
0
0
Yorum Yaz